Sitede Ara

Tüp Bebek Merkezi

Bebek sevincinizi ertelemeyin. Tüp Bebek Merkezimizde deneyimli ekibimiz ve dünya standartlarında teknik donanımımızla hizmetinizdeyiz.

Tüp Bebek Nedir?

Tüp bebek, kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin ilaçlarla olgunlaştırıldıktan sonra özel iğneler yardımıyla vücut dışına alınarak erkek spermiyle laboratuvar ortamında döllenmesi ve gelişen embriyo veya embriyoların rahim içerisine yerleştirilmesidir.

Tüp Bebek Kimlere Uygulanır?

Tüp bebek kadına, erkeğe veya bazen her ikisine bağlı nedenlerle çocuk sahibi olamayan çiftlere uygulanan bir tedavi yöntemidir. Tüp bebek tedavisinin uygulanacağı durumları şöyle sıralayabiliriz; 

  •  Rahim filminde tüplerde tıkanıklık varsa veya her iki tüpü ameliyatla alındı ise
  •  Erkekte azospermi (menide hiç sperm bulunmaması) veya oligospermi (sperm sayısının az olması) durumunda
  •  Azalmış yumurtalık rezervi olan kadınlarda
  •  Endometrioması (çikolata kisti) var ise
  •  Kanser hastalarında kemoterapi/radyoterapi öncesinde üreme fonksiyonlarının korunması için tüp bebek tedavisi uygulanabilir.

Neden Bizi Seçmelisiniz?

Tüp Bebek Merkezimiz infertilite üzerine uzman ve tecrübeli kadın doğum kadrosu, tüp bebek alanındaki gelişmeleri yakından takip eden deneyimli laboratuvar ekibi, son teknoloji ile donatılmış embriyoloji laboratuvarı ve hasta odaklı yaklaşımla hizmet vermektedir. Tıbbi ekipmanlarımızı ve tedavi protokollerimizi dünyadaki gelişmelere uygun olarak sık sık güncelleyerek tüp bebek uygulamalarını yüksek başarı oranıyla gerçekleştiriyoruz. 

SGK Anlaşmalı Tüp Bebek Tedavisi

SGK, evli olmakla birlikte daha önceki evliliklerinden çocuk sahibi olup olmadığına bakılmaksızın mevcut evliliğinde çocuk sahibi olmayan sigortalıların üç denemeye kadar tüp bebek tedavi giderlerini karşılamaktadır. Çiftlerin birlikte evlat edinmiş olmaları, tüp bebek tedavisinin karşılanmasına engel teşkil etmez.

Aşağıda belirtilen şartlar karşılanırsa IVF tedavi giderleri SGK tarafından karşılanır:

  •  Uygulamanın yapıldığı merkezin kurum ile sözleşmeli / protokollü olması
  •  Yapılan tıbbi tedavileri sonrasında normal tıbbi yöntemlerle çocuk sahibi olamadığının ve ancak yardımcı üreme yöntemi ile çocuk sahibi olabileceğine dair sağlık kurulu raporu  düzenlenmiş olması
  •  Kadının 23 yaşından büyük, 40 yaşından küçük olması
  •  Eşlerden birinin en az beş yıldır genel sağlık sigortalı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olup, 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının olması
  •  Halk arasında erken menopoz olarak da adlandırılan erken yumurtalık yetmezliği (primer ovaryan yetmezliği) sorunu bulunan kadınlar ile sperm bulunamayan erkekler hariç (azospermi) son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamamış olduğunun belgelenmesi

Tüp bebek tedavisine başlanan kadının embriyo transferinin yapıldığı tarihte 40 yaşından büyük olması durumunda tedavi bedelleri karşılanmaz. Ancak, kadının 40 yaşından küçük olduğu tarihte düzenlenmiş geçerli sağlık raporunun bulunması ve rapor tarihinden itibaren 30 gün içinde embriyo transferinin gerçekleştirilmesi durumunda tüp bebek tedavisine ilişkin sağlık hizmetleri SGK tarafından karşılanır.

Kısırlık (İnfertilite) Nedir?

Kısırlık (infertilite) çiftlerin düzenli ve korunmasız ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl içinde gebeliğin gerçekleşmemesi olarak tanımlanır.

Açıklanamayan Infertilite Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Yapılan testlerin ardından (spermiogram, yumurta rezerv testleri, rahim filmi) kısırlık nedeninin bulunamaması durumuna açıklanamayan infertilite (kısırlık) denmektedir. İnfertil çiftlerin yaklaşık %20-30’unda kısırlığa yol açan herhangi bir neden saptanamamaktadır. Yumurta kalitesindeki problemler, döllenme problemleri ve embryo gelişimindeki problemler altta yatan neden olarak tüp bebek tedavisi sırasında daha sonra ortaya çıkabilmektedir.

İlk basamak tedavide yumurtlama tedavisi (ovulasyon indüksiyonu) ve aşılama (intrauterin inseminasyon) önerilir.

İleri yaş (38 yaş üstü) ve uzun evlilik süresi olanlarda ve ilk basamak tedavi ile gebelik elde edilemeyenlerde tüp bebek tedavisine geçilmelidir.

Endometriozis (Çikolata Kisti) Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Endometriozis (çikolata kisti) 15 ile 49 yaşları arasındaki her 10 kadından 1’ini etkileyen kronik bir hastalıktır. Endometriozisin  neden oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Kısırlık problemiyle başvuran hastaların ise %25 ile 50’sinde endometriozis  bulunmaktadır. Rahimin iç kısmını döşeyen endometrium tabakasının rahim iç duvarının dışındaki bölgelere yerleşmesiyle endometriozis hastalığı ortaya çıkmaktadır. Endometriozis  yumurtalık, tüpler, karın içi zarı, mesane veya bağırsaklar gibi vücudun herhangi bir yerinde görülebilmektedir.

Endometriozisi olan hastaların bazılarında hiçbir belirti görülmezken, bazılarında; şiddetli adet sancısı cinsel ilişki sırasında ağrı kısırlık adet döneminden bağımsız kasık bölgesinde sürekli ağrı gibi belirtiler görülebilir. Endometriozis  doğurganlığı olumsuz olarak etkileyebilir. Endometriozisi olan kadınların %35 ile 50’si gebe kalamamaktadır.

Endometriozis  kısırlığa şu şekilde yol açmaktadır:

Endometriozise bağlı karın içerisinde oluşan yapışıklıklar nedeniyle tüpler tıkanabilir ve yumurtalıklardan atılan yumurta tüp-yumurta arasındaki anatomik ilişkinin bozulması nedeniyle yakalanamaz. Yumurtalıklarda oluşan kistler nedeniyle yumurta oluşum süreci olumsuz etkilenir. Buna ek olarak yumurta sayısı kistler nedeniyle azalır. Endometriozis sadece yumurta sayısını değil yumurta kalitesini de olumsuz etkiler.

Endometriozis (Çikolata kisti) hastalığının kesin tanısı laparoskopi ile endometriozis odaklarının görülmesi ve bu odaklardan alınan parçanın patolojik incelemesiyle konulur. Ancak, günümüzde ultrason ile çikolata kistlerinin ve endometriozis odaklarının görülmesi ile tanı koyulmaktadır. Özellikle ağrı yakınması ön planda olan ve medikal tedavilere yanıt alınamayan hastalarda laparoskopi ile endometriozis lezyonları çıkartılabilir.

Endometriozisi olan hastalarda kısırlık olması durumunda yapılacak tedavi hastanın yaşına, kısırlık süresine, tüplerinin açık olup olmadığını, yumurta rezervine göre belirlenmektedir. Yumurta rezervi azalmış, her iki yumurtalığında da çikolata kisti olan, tüpleri tıkanık yada şiş olan hastalarda, daha önce endometriozis nedeniyle ameliyat geçirmiş olgularda ilk planda tüp bebek tedavisi düşünülmelidir. Kanser şüphesi veya yumurta toplama işlemi sırasında foliküllere ulaşmada sıkıntı olması durumunda cerrahi düşünülmelidir.

 

İstmosel Nedir? Kısırlığa Neden Olur mu?

İstmosel (sezaryen skar defekti) sezaryen kesi yerinin tam olarak iyileşmemesi nedeniyle sezaryen kesi yerinde kese şeklinde boşluk oluşması olarak tanımlanır. Rahim duvarı bu alanda incedir ve kese içerisinde adet ile atılması gereken kan birikmektedir. Son yıllarda sezaryen ile doğum yapan hasta sayısının artması ile klinikte sıkça karşılaşılmaktadır. Sezaryen ile doğum yapan hastaların %20-80’inde görülebilmektedir ancak her hastada şikâyete neden olmamaktadır.

En sık görülen şikayet adet sonrası görülen düzensiz kanamadır. Bunun dışında yoğun adet kanaması, sancılı adet görme, sezaryen skar gebeliği (sezaryen kesi yerine yerleşen dış gebelik) riskinde artış görülebilmektedir. İstmoseli olan hastaların bir kısmında ise kısırlık görülmektedir. Sezaryen kesi yerindeki kese şeklinde boşlukta biriken kanın rahim içerisine geri kaçmasıyla rahim duvarında iltihabi bir oluşum gerçekleşmekte bu da embriyonun tutunmasını engellemektedir.

Diğer bir taraftan, rahim ağzı kanalında sürekli bulunan kanın spermin geçisine engel olarak kısırlığa neden olabildiği düşünülmektedir. İstmosel tanısı en sık ultrason ile konulmaktadır. Tedavi hastanın şikayetine, sağlam rahim duvarının kalınlığına ve buradaki defektin büyüklüğüne göre planlanmaktadır. Tedavide histeroskopi veya laparoskopi (kapalı ameliyat) yöntemi ile yapılabilir.

Erkeklerde İnfertilite (Kısırlık)

İnfertilite ile başvuran çiftlerin yaklaşık %40’ında erkek kaynaklı nedenler mevcuttur. Bu sebeple çocuk istemi olan çiftlerin birlikte değerlendirilmesi önemlidir. Erkek infertilitesi sebepleri doğumsal anomaliler, geçirilmiş enfeksiyon ve operasyonlar, varikosel (testis toplar damarlarında genişleme), genetik bozukluklar ve çevresel zararlı etmenler olabilir.
Erkeklerde İnfertilite Tanısı Nasıl Konur?
Hastanın tıbbi öyküsü alındıktan sonra fizik muayene ve semen analizi ilk yapılması gereken uygulamadır. Muayene bulgularına ek olarak ultrasonografik inceleme yapılabilir. Fizik muayene ile testis hacmi ve meni kanalları muayene edilir. Ayrıca varikosel denilen testislerdeki toplardamarlarda genişleme olup olmadığı da kontrol edilir. Semen analizi en önemli değerlendirmedir. Normal olması durumunda herhangi bir incelemeye gerek yoktur. Sperm analizi; meni volumu, sperm sayısı, hareketlilik ve morfolojisi hakkında bize bilgi verir. Bu analizlere ek olarak kişinin hormonal ve genetik değerlendirmesinin yapılması gerekebilir. Semen analizinde sperm sayısının az olmasına oligozoospermi, sperm hareketliliğinin düşük olmasına astenozoospermi, morfolojisinin bozuk olmasına teratozoospermi ve sperm görülmemesi yani menide hiç bulunmamasına da azoospermi denir.

İnfertilite’nin Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Medikal (ilaç) tedaviler:  Vitamin, mineral ve bitkisel içerikli ilaçlar ile hormonal düzenleyici tedaviler bazı hasta gruplarında kullanılmaktadır.

Cerrahi tedavi: Buna gereksinimi olan özellikli iki hasta grubu varikosel teşhisi konulan ve azoospermi tespit edilen hastalardır. Varikosel infertiliteye neden olan en sık rahatsızlıktır. Yaklaşık on erkekten birinde görülen varikosel cerrahi yöntemle tedavi edilebilmektedir. Varikosel cerrahisi; sperm analizinde bozukluk tespit edildiğinde, açıklanamayan infertilite durumlarında veya yardımcı üreme teknikleri planlanan hastalarda başarıyı ve gebelik oranını artırmak için yapılmaktadır. Varikosel cerrahisi için birçok teknik mevcuttur. Son dönemlerde yüksek başarı oranı ve düşük komplikasyon oranları görüldüğü için mikroskopik yöntem tercih edilmektedir.

İşlem sonrası hastalarda sperm analizi bulgularında iyileşme görülmektedir. Azoospermik hastaların meni kanallarında tıkanıklık var ise bu kanalları onarma yoluyla tedavi gerçekleştirilebilir. Ancak çoğu zaman bu mümkün olmaz. Bu durumda testisten mikroskobik yöntemle sperm elde edilebilir. Tıkanıklık olmamasına rağmen azospermi olan hastalarda hormonal eksiklik var ise hormon tedavisi ile rahatlıkla 6 ay içinde sperm elde edilebilir. Ancak, özellikle genetik bozukluk sebepli azospermilerde miksroksopik yöntemle sperm elde etmek daha zordur.

Azospermi

Azospermi menide hiç sperm bulunmaması durumudur. Her yüz erkekten birinde rastlanan azospermi infertil erkeklerin %10-15'inde görülür. Azospermi testiste sperm üretim bozukluğuna bağlı, testisten spermin çıkışını sağlayan kanalların tıkanıklığına bağlı veya hipofizer hormon salgısındaki azlığa bağlı olmak üzere farklı sebeplerden kaynaklanır. En sık görülen nedeni testiste sperm üretim bozukluğuna bağlı nedenlerdir. Bunları (testisin gelişmemesi-anorşi,inmemiş testis, kromozom bozuklukları, yaralanmalar, cerrahi müdahaleler, testis tümörü, testis torsiyonu (testisin kendi etrafinda dönerek kan akımının kesilmesi), kabakulak hastalığına bağlı testisin iltihaplanması, toksik maddeler (kemoterapi), radyasyona maruz kalma (radyoterapi) olarak söyleyebiliriz. Eğer tıkanıklığa bağlı azospermi tespit edilmişse, kanallardaki tıkanıklık cerrahi operasyonla açılarak spermin dışarı çıkması sağlanır.

Sperm ileten kanalın tıkalı olduğunun bilindiği kişilerde sperm üretimi vardır; ancak dışarı iletilemiyordur. Bu hastalarda tesa, pesa gibi iğne aspirasyon yöntemleri ile sperm elde edilebilir. Pesa; epididimden iğne ile sperm çekilmesi işlemidir. Tesa ise testislerden iğne ile sperm çekilmesi uygulamasıdır. Tesa işlemi daha yaygın uygulanmaktadır. Tesa işlemi sadece tıkayıcı azoospermisi olan olgularda değil, menide sperm olan ancak testis spermi kullanılması tercih edilen olgularda da da uygulanabilir.

Tesa’nın uygulandığı durumlar şunlardır: Tıkanıklığa bağlı azoospermi teşhisi konulan olgular olduğu gibi aynı zamanda retrograd ejakülasyon ve spermi dışarı gelmeyen (aspermi) olgular, meni spermi ile düşük döllenme oranı izlenen olgular, menide hareketsiz ve düşük canlılık izlenen spermlerin varlığı gibi durumlarda da tesa işlemi uygulanabilir.Üretim bozukluğuna bağlı azospermi durumunda, tüp bebek tedavisi için açık cerrahi yöntemiyle operasyon mikroskop altında büyütme ile dokular daha iyi görünür hale getirilerek sperm elde edilmeye çalışır. Bu işleme mikro tese adı verilir.

Erkek Kısırlığında Varikosel

Varikosel, testisin toplardamarlarında ortaya çıkabilen genişleme, varisleşmedir. Varikosel tüm erkeklerin yaklaşık yüzde 15’inde, sperm kalitesi bozuk olan erkelerin ise yüzde 25’inde görülür.  
Erişkin dönemde varikoselin yüzde 80-90 sol tarafta ve yüzde 10’u  iki taraflıdır. Sadece sağ taraflı varikosel oldukça nadirdir ve bu durumda karın içi bir kitle varlığının araştırılması önerilir. Ergenlik dönemi ile birlikte sıklığı artarak 13 yaşında pik yapar ve 10-19 yaşları arası itibariyle erişkinlerdekine benzer sıklıkta görülür. Birinci derece akrabasında varikosel varlığında -baba veya erkek kardeş gibi- varikosel sıklığının 3-4 kat fazla olduğu saptanmıştır. Günümüzde varikoselin hangi sebeple erkek kısırlığına yol açtığı tartışmalıdır. Olası hipotezler arasında ısı artışı, testiküler kan akımı ve venöz basınç değişiklikleri, hormonal disfonksiyon, otoimmünite, artmış oksidatif stres ve genetik nedenler sayılabilir. Testiküler ısı artışı varikosele ikincil olarak gelişen testiküler işlev değişikliği için en yaygın kabul gören mekanizmadır. Skrotal (haya torbası) ısı, normal testis fonksiyonlarının sürdürülebilmesi için vücut ısısından birkaç derece daha düşüktür. Testislerden çıkan toplar damarlar atar damarların etrafında bir ağ oluştururlar.

Bu yapı testislere giren atar damar akımın ısısını düşürmek için bir ısı alışverişi mekanizması oluşturur. Varikoseli olan hastalarda bu mekanizma işlemez ve skrotal ısının artmasına neden olur. İkincil gelişen toplar damarların basınç artışı testis kan akımını etkileyebilmektedir.  Varikosel varlığında, artmış DNA hasarı, semen parametrelerinde bozukluk olması gibi durumlarda tedavi edilmelidir. Kısırlık nedeni olmaksızın testiste, kasığa, bacağa vuran ağrılar ve huzursuzluk da tedavi ihtiyacı gerektirebilir. Çocuk ve ergenlerde varikosel tedavi gereksinimi olan durumlar ise şöyledir; varikosel ve beraberinde küçük testis, üremeyi etkileyecek ek testiküler patoloji, iki taraflı muayenede tespit edilebilen varikosel, bozuk sperm kalitesi (geç ergenlik  döneminde), semptomatik (ağrı) varikosel durumlarıdır.

Varikoselektomi, varikosel için yapılan cerrahi girişime verilen isimdir. Varikoselin açık cerrahi, laparoskopik, robotik ve girişimsel radyolojik tedavisi bulunmakla beraber açık mikrocerrahi tedavide altın standarttır.  Mikrocerrahi varikoselektomi yüksek başarı (seminal parametrelerde iyileşme ve spontan gebelik oranları), düşük komplikasyon oranları (nüks, hidrosel, damar yaralanması…) ile uygulanabilen bir ameliyattır. Bu yöntemle ameliyat sonrası hastaların yaklaşık yarısında toplam hareketli sperm sayısında yüzde 50’den fazla artış ve yüzde 36-43’ünde gebelik sağlanmaktadır. Mikrocerrahi varikoselektomide; kasık bölgesinden yapılan 4-5 cm’lik bir kesi sonrası testis toplar damarlarının mikroskop görüşü altında bağlanarak kesilmesi işlemleri uygulanır. Tek taraflı ya da iki taraflı uygulanmasına bağlı olarak yaklaşık olarak 30-90 dakika süren işlem sonrası hastalar aynı gün ya da bir gün sonrası taburcu edilmekte ve ortalama 7-10 gün istirahat sonrası normal yaşantılarına geri dönebilmektedirler.

 

Sperm Seçim Teknikleri

DGS (Dansite Gradyent Santrifügasyon)
Tüp bebek tedavisinde başarının sağlanması kaliteli spermlerin seçilmesi ile artmaktadır. Rutin sperm hazırlama tekniklerinden olan dansite, gradyent santrifügasyon (DGS) ve yüzdürme yöntemleri (swim-up) hali hazırda yardımla üreme işlemlerinin temel bileşenleridir. Bu yöntemlerle spermler ayrıştırılarak, özel mikroskop altında seçilir ve ICSI yöntemi ile yumurtanın içine enjekte edilir. Seçilen bu spermlerden en kaliteli embriyoları elde edebilmek için spermin şekline bakılır, yani spermin hareketli kuyruk, baş ve boyun şeklinin düzgün olması çok önemlidir. İyi kaliteli spermin seçiminde, hala klasik yöntemler kullanıldığı gibi geliştirilmiş olan ve hatta geliştirilen yeni yöntemler de mevcuttur.

HOST-EOSİN Y (Sperm Membran Bütünlüğüne Göre Sperm Seçimi)
Sperm zarının normal yapısı spermin canlılığının değerlendirilmesinde önemlidir. Bu amaçla kullanılan Eosin Y ve HOST testleri tanısal semen analizinde hareketsiz sperm izlenilen olgularda rutin olarak yapılmaktadır. Aynı zamanda, HOST testi nekrozoospermi ve total immotil sperm örneği olan olgularda hareketli sperm seçimi için de uygulanmaktadır.

PICSI (Sperm Membran Gelişimine Göre Sperm Seçimi)
Kadın yumurtasının çeperinde hiyalüronik asit (HA) adı verilen bir protein bulunmaktadır ve normal döllenme sürecinde olgun spermin bu proteine bağlandığı bölgeler vardır. PICSI Dish: özel olarak geliştirilmiş üzerinde HA bölge bulunan bir kaptır. Yıkanan sperm örneği, bu bölgenin kenarına konulur ve 15 dk. sonra HA-bağlı spermler toplanır. ICSI için kullanılır.

MİKRO CHİP (Mikro Akışkan Kanal Sistemi ile Sperm Seçimi)
Doğala en yakın sperm seçim yöntemi olan sperm chip, servikal kanallardan spermlerin geçişi esas alınarak, doğal ortamdaki seyrine benzer bir sistem içerisinde hareket etmesini sağlayan içi tamponize sıvı ile dolu kanalcıklar sistemidir. Mikro akışkan kanal sistemi (Mikro Chip=Sperm Chip) olarak adlandırılan bu sistemde bir noktadan konulan sperm örneğinin kanalcıklar içinde kendi hareketleri ile diğer uca doğru ilerlemeleri beklenir. İlerleme gösteren spermlerin normal morfolojik yapıya sahip oldukları düşünülerek   havuzcukta biriken spermler toplanır ve IUI/YÜT işlemlerinde kullanılır.

Henüz deneysel bir yöntem olarak kabul edilen PICSI ve MİKRO CHİP yöntemi şiddetli morfolojik bozukluğu olmayan, sperm motilitesi uygun olan erkek infertilitesi olan olgularda alternatif bir yöntem olarak uygulanabilir. Bu yöntemler sperm sayısının çok düşük ve sperm motilitesinin çok az olduğu vakalarda kullanılamamaktadır. Ayrıca TESA/TESE yöntemleri ile testisten sperm elde edilen vakalarda da kullanımı uygun değildir.

Tüp Bebek Tedavisi Öncesi Neler Yapılmalı?

Kısırlık nedeniyle kliniğe başvuran çiftlerden ilk görüşmede çiftlerin detaylı öyküsü alınır. Ardından anne adayına jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılır. Bu muayeneyi ile anne adayının yumurtalık rezervi, rahimi ve rahim ağzı değerlendirilir.  Kısırlığın sebeplerini ortaya koyabilmek için gerekli testler konusunda bilgi verilir. Anne adayının rahim filmi istenir. Baba adayından spermiogram (semen analizi) istenir. Tüm bu testler ile amaç kısırlık nedenlerini belirlemektir.

Aşağıdaki durumların varlığında çiftlere tüp bebek tedavisi önerilir:

  •  Tüp tıkanıklığı (geçirilmiş ameliyatlara, yumurtalık iltihabına bağlı olarak tüpler tıkalı ise ya da geçirilmiş dış gebelik nedeniyle tüp alınmış veya ilaç ile tedavi edilmişse de tıkanmışsa)
  •  Yumurta rezervi azalmışsa
  •  Endometriozis varsa
  •  Daha önceki standart tedaviler ile gebelik elde edilemediyse
  •  Erkekte azospermi (hiç sperm olmaması) veya şiddetli oligoastenoteratazoospermi (total ileri hareketli sperm sayısı 5 milyonun altında ise)
  •  Eşlerden herhangi birinde talasemi (akdeniz anemisi), kistik fibrozis ya da hemofili gibi genetik geçişli hastalık olması durumunda
  •  Hepatit ve HIV gibi bulaşıcı hastalıklardan eşi korumak için
  •  Kanser tedavisi öncesinde

Tüp Bebek Tedavisine Başlayacak Çiftlerden İstenecek Tetkikler

Kadın

  •  HbsAg
  •  Anti-HCV
  •  Anti-HIV
  •  TSH
  •  Prolaktin
  •  Serum AMH düzeyi
  •  Rubella IgG
  •  Hemogram ve kan grubu

Erkek

  •  HbsAg
  •  Anti-HCV
  •  Anti-HIV
  •  Spermiogram

Tüp Bebek Tedavisi Nasıl Yapılır? Tedavi Kaç Gün Sürer? Kaç Yumurta Toplanır? Aşamaları Nelerdir?

Tüp bebek tedavisi 5 aşamadan oluşmaktadır.

  •  Yumurtalıkların uyarılması
  •  Yumurta toplama işlemi (OPU)
  •  Laboratuvar ortamında döllenme (fertilizasyon)
  •  Embriyo kültürü
  •  Embriyo transferi (ET)

Yumurtalıkların Uyarılması
Adetin 2’nci veya 3’üncü günü ultrason yapıldıktan sonra hormon testleri istenir. Ultrason ve kan testi uygun ise yumurtalıklardan çok sayıda yumurta elde etmek için hormon iğnelerine başlanır. Genellikle yumurtaların hormon iğneleri ile uyarılma süresi 8 ila 14 gün arası sürmekle birlikte ortalama 10-12 gündür. Bu süre içinde hasta 2-3 kez hastaneye kontrol için hasta çağrılır, ultrason yapılır ve gerekirse kanda hormon seviyesi kontrol edilir. Folikül boyutu (içinde yumurta bulunan küçük kesecikler) 18-20 mm ve yeterli sayıya ulaşınca yumurtaların olgunlaşması için çatlatma iğnesi yapılması gerekir.

Yumurta Toplama
Yumurta toplama (opu) işlemi çatlatma iğnesinden 35-36 saat sonra yapılır. Toplama işlemi sırasında anestezi uygulanır. Genellikle kolay ve ciddi ağrıya neden olmayan bir işlemdir. Vajinal ultrasonografi probuna ilave edilmiş bir OPU iğnesi ile vajen duvarından geçilerek yumurtalıklar içinde bulunan folliküller toplanır ve steril bir tüp içerisinde embriyoloji laboratuvarına gönderilir. Bu işlem toplanacak yumurta sayısına göre değişmekle beraber yaklaşık 15- 20 dakika sürer. İşlem günü hafif karın ağrısı ve hassasiyet olabilir. Toplanan yumurta sayısı fazla ise karında dolgunluk hissi ve ağrı birkaç gün sürebilir.

Laboratuvar Ortamında Döllenme
Yumurta toplama işleminden yaklaşık 2 ila 3 saat sonra toplanan yumurtaların olgun olup olmadığı mikroskop altında değerlendirilir. Aynı gün erkekten mastürbasyon yoluyla alınmış semen örneğinden özel yıkama ve hazırlama teknikleriyle elde edilen spermlerle döllenme işlemi geçekleştirilir. Bazı sperm elde edilemeyen olgularda (testislerden veya epididimden) cerrahi işlem ile sperm elde edilebilir.

Mikroenjeksiyon (ICSI = intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) 200 ila 400 kat büyütme altında, spermin yumurtanın içine enjekte edilmesi işlemidir. İşlem bittikten sonra yumurtaların 18 ila 20 saat sonra döllenme kontrolü yapılır. Mikroenjeksiyon yüksek oranda döllenme sağladığından günümüzde birçok merkez tarafından rutin olarak uygulanmaktadır.

Embriyo Kültürü
IVF uygulamalarında en önemli basamaklardan biri laboratuvar şartlarında embriyo gelişiminin sağlanmasıdır. Döllenme sağlandıktan sonra embriyo gelişimi takip edilerek uygun olan günde transfer işlemi gerçekleştirilir. Transfer günleri, kadından elde edilen yumurta sayısına, gelişmekte olan embriyo kalitesine göre değişim göstermektedir. 5. gün (blastosist) transferi sıklıkla uygulanmakla birlikte embriyo gelişimine göre 3’üncü gün veya 4’üncü gün transferleri de yapılabilir.

Embriyo Transferi
Embriyo transferi IVF işleminin son basamağı olan önemli bir işlemdir. Ağrısız bir işlemdir anestezi gerektirmez. Embriyo transferi öncesi çiftlere transfer edilecek embriyonun kalitesi ve son durumu hakkında bilgilendirme yapılır. Transfer işlemi embriyonun rahim içine en uygun yere transfer edilmesi için dolu mesane (idrar torbası) ve ultrasonografi eşliğinde yapılır. Embriyolog tarafından bir kateter içinde getirilen embriyo, transferi yapacak doktor tarafından rahmin üst kısmının yaklaşık 1cm aşağısına bırakılır ve kateter çıkarılır. Transferden sonra yarım saatlik dinlenme yeterlidir. Daha uzun süreli yatak istirahatinin gebelik şansını arttırıcı etkisi olmadığı saptanmıştır.

Embriyo Dondurma

Tüp bebek laboratuvarlarında sperm ve yumurta hücrelerinin döllenmesiyle elde edilen embriyoların ileri bir tarihte kullanılmak üzere dondurulup saklanmasına “Embriyo Dondurma" işlemi denir. Embriyolar 1. günden 6.güne kadar tüm gelişim evrelerinde dondurulabilmektedir. Dondurma işlemi embriyoların gelişim aşamasına özel bir teknikle ve koruyucu bir sıvı ile karıştırılarak tüplere konulur ve sıvı nitrojen (-196 derece) içerisinde dondurularak tanklarda saklanır.
Dondurulan embriyolar çözülecekleri zaman sıvı nitrojen içerisinden çıkarılır oda ısısında çözülür. Dondurma yönteminin başarısını gösteren en önemli kriterlerden biri çözme işlemi sonrası embriyolardaki %98-99 canlılık oranıdır. Biz merkezimizde “Vitrifikasyon" yöntemi ile embriyolarımızı dondurup çözmekteyiz. Dondurma çözme uygulamasında en az taze uygulamaya yakın hatta bir miktar daha yüksek gebelik sonuçları elde etmekteyiz.
Tüp Bebek Merkezimizde embriyo dondurma (vitrifikason) işlemi
  • Trasfer sonrası geriye kalan sağlıklı embriyoların varlığında
  •  Over Hiper Sitimulasyon Sendromu (OHSS) riski olan vakalarda
  •  Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) nedenli
  •  Rahimiçi operasyon gerektiren (endometriyal polip, myom,adhezyon) vakalarda
  •  Kemoterapi ve radyoterapi gerektiren kanser tedavilerinden önce uygulanmaktadır.

Yumurta Dondurma İşlemi Nedir? Hangi Durumlarda Uygulanır?

Yumurta dondurma (Oosit dondurma) işlemi kadının yumurtalığından elde edilen yumurta hücrelerinin ileride çocuk sahibi olmak amacıyla dondurularak saklanmasıdır. Yumurta dondurma işlemi klasik tüp bebek uygulamasına benzer şekilde yapılır ve yumurta toplama işleminden sonra elde edilen olgun yumurtalar vitrifikasyon denilen hızlı bir dondurma yöntemi ile dondurularak saklanır. Ülkemizde 2014 yılında yayınlanan ÜYTE yönetmeliğine göre kadınlar aşağıdaki durumların varlığında yumurta dondurabilir:

  •  Kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurtalıklara zarar verecek tedaviler öncesinde
  •  Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak ameliyatlar (yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar) öncesinde
  •  Yumurtalık rezervi azalmış veya aile öyküsünde erken menopoz hikayesinin üç uzman tabipten oluşan sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi durumunda

Kanser tedavisi nedeniyle kemoterapi/radyoterapi görecek kadınlarda tüp bebek için yumurtalıkların uyarılmasına adet döneminden bağımsız olarak hemen başlanabilir. Yumurtalıkların uyarılması için hormon iğnelerine başlanır ve bu süreç genellikle 10-11 gün sürer. Meme kanseri gibi kanda östrojen düzeylerinin yükselmesini istemediğimiz olgularda femara (letrozol) kullanılmakta böylece kanda östrojen düzeyleri yükselmeden yeterli yumurta sayısı elde edilmektedir. Yumurtalık rezervi azalmış olgularda tedaviye adetin 2.-3.günü başlanmakta ve hormon iğneleri kullanılarak folikül gelişimi uyarılması genellikle 10-12 gün sürmektedir.

Yumurtalar belli bir büyüklüğe ulaştığında çatlatma iğnesi yapılmakta ve bu iğneden 34 ile 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılmaktadır.Olgun yumurtalar laboratuarda embryologlar tarafından dondurulur. Bakire olmayan kadınlarda yumurta toplama işlemi vajinal yoldan yapılırken, bakire kadınlarda karından da yapılabilir. Yumurtalık rezervi düşük olan kadınlarda birden fazla tedavi siklusu gerekebilmektedir. Yumurtaların saklanma süresi 5 yıldır. İstenirse süre uzatılabilmektedir. Klinik gebelik oranları toplanan yumurta başına % 4-12 arasındadır. Yumurta dondurma işlemi sonrası gebelik oranlarını belirleyen iki önemli faktör; kadının yumurta dondurduğu andaki yaşı ve dondurulan yumurta sayısıdır.

Sürekli Embriyo İzleme Sistemi (Embriyoskop) Nedir?

Sürekli embriyo izleme sistemi, dölleme sonrası oluşan embriyoların anne adayının rahmine transfer edilinceye kadarki gelişim süreçlerinin 24 saat boyunca takip edilmesini sağlayan bir sistemdir. Tüp bebek tedavisi sırasında elde edilen embriyolar inkübatör denilen özel cihazlar içerisinde takip edilir. Bu süreç içerisinde hem embriyo gelişimini değerlendirmek hem de rahime tutunma ihtimali en yüksek embriyoyu seçmek için, embriyolar her gün inkübatörlerden çıkarılarak embriyolog tarafından mikroskop altında değerlendirilir.
Embriyoskop en son teknoloji ile üretilmiş bir inkübatör olup, cihaz içerisinde bulunan özel kameralar ile embriyolar belli aralıklar ile görüntülenmektedir. Böylece, embriyonun döllenme ve bölünme aşamaları yakından takip edilerek rahime tutunma ihtimali en yüksek olabilecek embriyonun seçimi mümkün olmaktadır.

Avantajları

  •  Embriyoların laboratuar ortamında bulunduğu süre içerisindeki tüm gelişim aşamalarını değerlendirmemizi sağlar
  •  Değerlendirme için cihaz dışına çıkarılmadıklarından dış koşullara bağlı oluşabilecek strese maruz kalmazlar
  •  Embriyonun normalin dışında bölünme gösterdiği bazı durumlarda gebelik ihtimali çok düşüktür. Bu bölünme anormalliklerinin günde 1 kez yapılan değerlendirme ile belirlemek mümkün olamamaktadır. Embriyoskop sayesinde gebelik ihtimali düşük olan bu embriyoların saptanması olasıdır.

Embriyo Glue Nedir?

Tüp bebek tedavi sürecinde embriyo transferi en kritik ve hassas aşamadır. Embryo glue, embriyo transferi sırasında kullanılan ve embriyonun rahme yerleşmesini destekleyen hyaluronan ve insan albumininden zengin sıvıdır. Uygulanması aslında oldukça basittir. Rahme transfer edilecek embriyo/embriyolar yaklaşık 30 dakika embryo glue da bekletilir ve bu sıvı içerisinde transfer işlemi gerçekleştirilir. Hyaluronana doğal döllenmede de rahimde yüksek miktarlarda bulunur. Embriyo glue kullanılması ile rahim içindeki hyaluronan artırılarak tüp bebekte başarı şansı artırılabilir. Özellikle, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan 35 yaşın üzerindeki kadınlarda gebelik oranlarını artırdığı gösterilmiştir.

PGT Kimlere Önerilmektedir?

  •  İleri anne yaşı (38 yaş ve üzeri)
  •  Tekrarlayan erken gebelik kayıpları
  •  Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı
  •  Şiddetli erkek faktörü olguları (semen örneğinin ml’sinde 5 milyondan daha az sayıda sperm bulunması veya hiç sperm olmaması-Azoospermi)
  •  Hiçbir risk faktörü olmayan çiftlerde gebeliğe ulaşma süresini kısaltmak için embriyo seçimi yapılması
  •  Bilinen translokasyon taşıyıcılığı
  •  Tek gen defekti öyküsü olan ve/veya HLA uyumlu nakil ihtiyacı olan çocuk varlığı

PGT Nasıl Yapılır?

Klasik tüp bebek uygulaması sonrasında elde edilen embriyolardan 5.günde biyopsi yapılmaya uygun olanlardan biyopsi işlemi ile hücre örnekleri alınır ve embriyolar dondurulur. Biyopsi ile alınan hücrelerin genetik analizinden sonra normal kromozom yapıya sahip olan embriyo anne rahmine yerleştirilir. Yeni nesil dizileme, ( NGS-Next Generation Sequencing ) embriyolarda kapsamlı kromozom taraması yapabilmemizi sağlayan, bir genetik analiz teknolojilerinden biridir.

Bu test ile 24 kromozomun tamamı taranmakta, daha detaylı ve hassas sonuç vermesi ve embriyolardaki mozaisizm oranını daha iyi belirleyebilmektedir.  PGT için kullanılan  gelişmiş  bir teknik olarak kullanılmaya başlanmıştır. NGS ile embriyolar hızlı ve etkin bir şekilde taranır ve kromozom düzeyindeki genetik problemler, gebelik öncesinde tespit edilir.

Tekrarlayan Tüp Bebek Başarısızlıkları Nedir? Nasıl Araştırılır?

Başarılı tutunma iki ana oyuncuyu ( anne ve embriyo) içeren karmaşık bir süreçtir. Tüp bebek başarısızlığı anatomik nedenler, endometrium tabakası ve embriyodan kaynaklanan faktörlerden kaynaklanabilir.

Tekrarlayan Tüp Bebek Başarısızlığı Olan Çiftlere Hangi Testler Yapılmalıdır?

Anatomik Nedenlerin Araştırılması
Bu vakalara 3 boyutlu ultrasonografi yapılmalı ve Histerosalpingografi (HSG; rahim filmi) çekilmelidir. Rahim iç bütünlüğünü bozan myom, endometrial polip ve rahim içi yapışıklıklar araştırılmalıdır. Ayrıca tüpün ucunun kapanıp içinin sıvı dolu olarak şişmesinin ( hidrosalpenx ) canlı doğum oranlarında % 20-50  oranında azalmaya neden olduğu bilinmektedir.

Endometriumun Değerlendirilmesi
Embriyo tutunması için alıcı bir endometrium önemlidir. Endometriyumun kalınlığının ve görünümünün ultrason muayenesi ile değerlendirilmesi başarılı tutunma için gereklidir. Endometriyal kalınlığın en az 6–8 mm olması gerekir. İnce, yanıtsız endometriyumun tedavisi zordur. Embriyo transferindeki güçlükler de tutunma oranlarını azaltabilmektedirler. Tüm yardımcı üreme tedavi sikluslarında embryo transferi mümkün olduğunca kolay ve rahmi uyarmadan gerçekleştirilmelidir.

Embriyo Kalitesinin Değerlendirilmesi
Sperm ve yumurta kalitesi embriyo kalitesini etkileyerek tutunma şansını azaltabilir.

Genetik Nedenlerin Araştırılması
Tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları olan vakalarda kromozomal anormalliklerin arttığı görülmüştür. Bu nedenle anne ve babaya ait kromozom bozuklukları araştırmak için, periferik kandan kromozom analizi yapılmalıdır.

Sperm Faktörü
Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığının nedenlerinin araştırılması esnasında spermin bazı gelişmiş morfolojik analizleri yapılabilir, özel sperm seçim yöntemleri denenebilir, çünkü sperm hücresinin normal ve sağlıklı embriyoların üretimine katkısı çok önemlidir. Tekrarlayan düşük ve tekrarlayan implantasyon başarısızlıkları vakalarında T helper 1/T helper 2 (yardımcı bağışıklık sistemi hücreleri) oranının doğurgan çiftlere göre yüksek olduğu bildirilmiştir.

Bazı çalışmalarda natural killer (doğal öldürücü hücreler ) hücrelerinin arttığı saptanmakla beraber bu bulgu tam olarak kanıtlanamamıştır. İmplantasyonun gerçekleşmemesinde immünolojik faktörlerin rol oynayabileceği görüşü steroid kullanımı, intravenöz immünoglobulin (IVIG) uygulaması, intravenöz lipid infüzyonu, doğurganlık aşısı ve allojenik lenfosit terapisi gibi bilimsel çalışmalarda bahsedilen uygulamaların denenmesine neden olmuştur. Ancak bu tedavilerin faydaları henüz kanıtlanamamıştır.

Kandaki Hormon Düzeyleri Bize Ne Söylüyor?

AMH (Anti Müllerien Hormon)
Yumurtalıklarda bulunan 2-6 mm arasındaki folliküllerden salgılanan bir hormondur. Testi yapmak için adetin herhangi özel bir dönemi yoktur, adet döngüsünün herhangi bir gününde alınan kandan bakılan bir testtir. Anti Müllerian Hormon (AMH) günümüzde yumurtalık rezervi hakkında bilgi veren en önemli kan testidir. 1.1 ng/ml altındaki AMH değeri yumurtalık rezervinin azaldığını göstermektedir.

FSH (Follikül Stimüle Edici Hormon)
Adet döngüsünün 2. veya 3. gününde ölçülen FSH düzeyi yumurtalık rezervinin bir ölçüsü olarak kullanılmaktadır. Yüksek değerler (> 12 IU / L) yumurtalık rezervinin azaldığını gösterir. Bununla birlikte, gebe kalma şansının ileri düzeyde azaldığı anlamına gelmez. Bazal FSH değeri, aydan aya değişiklik gösterebilir. FSH değerinin 20 > IU / L üzerinde olması gebelik şansının azaldığının göstergesi sayılır.

E2 (Estradiol)
E2 seviyesi adet döngüsünün 2.-3. günlerinde sıklıkla 50 pg/mL’nin altındadır. Over rezervi azalmış kadınlarda erken folliküler fazda yüksek E2 değerleri (60-80 pg/mL’nin üstü) hızlanmış yumurta gelişimini göstermektedir.

LH Lüteinleştirici Hormon
Adet döneminin ortasında yükselişe geçerek yumurtlamayı sağlayan LH hormonu, aynı zamanda yumurtayı çatlatan esas hormondur. Oranı (FSH/LH) adet döneminin başlangıcında normalde birden büyüktür. LH/FSH oranının 2,5’tan büyük olması polikistik over sendromu şüphesi uyandırabilmektedir. Ayrıca Menopoz ve menapoz dönemine girişte LH hormon değerleri yüksek olarak ölçülür.

Prolaktin
Hipofiz bezi tarafından salgılanan bu hormon, kadınlarda süt üretimini sağlamaktadır. Sadece süt salgılanmasından değil aynı zamanda üreme ve adet döngüsü gibi fonksiyonlardan da sorumludur, kadınlarda yaklaşık olarak 15 ile 25 µg/L seviyesinde olması gerekir. Prolaktin hormonunun yüksek seviyelerde olması yumurtlamayı engellemektedir. Bu sebeple hamile kalmak normal şartlara göre zorlaşmaktadır.

TSH (Tiroit Stimülan Hormonu)
Tiroit hormon testi tiroit bezinin fonksiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla, tiroid bezinden üretilen triiyodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonlarıyla, tiroid bezinin uyarılmasından sorumlu hipofiz bezi kaynaklı (TSH) ölçülmesi dir. Tiroit bezi normalden fazla çalıştığında hipertroidi, normalden az çalıştığında hipotiroidi varlığından söz edilebilir.

Testosteron
Normal koşullarda erkeklik hormonu olarak adlandırılan bu hormon düşük miktarda yumurtalıklarda üretilmektedir. Polikistik over sendromu olan aşırı tüylenme ve adet düzensizliği olan kadınlarda yüksek görülebilir.

DHEAS (Dehidroepiandrosteron Sülfat)
DHEA-S, erkeklerde ve kadınlarda esas olarak böbreküstü bezinden salgılanır. Polikistik over sendromunda, tüylenme artışı olan kadınlarda ve böbrek üstü bezlerinde sorun olduğunda artabilmektedir.

Yumurtlama Tedavisi Nedir?

Doğal yollarla gebelik elde edememiş bazı kadınların tedavisinde yumurtlama ilaçları kullanılabilir. Yumurtlama ilaçları özellikle yumurtlama bozukluğu olan kadınlarda başlıca tedavi yöntemidir. En sık kullanılan yumurtalama ilaçları şunlardır:

Klomifen Sitrat
Klomifen polikistik over sendromu olan hastalarda yumurtlamanın sağlanması için kullanılan ilk basamak tedavi ilaçlarından biridir. Klomifenin 50 mg'lık dozları vardır. Kullanımı ve takibi kolaydır. İlaca adetin 3-5. günlerinde başlanır ve 5 gün boyunca kullanılır. Yumurtlama takibi ya hastanede transvajinal ultrason ile yapılır ya da hastalar kendileri ovulasyon testleri ile takip edebilir. Yumurtlama son dozun alımını takiben 5-12 gün sonra olmaktadır.

Genellikle günde 1 doz ile başlanır, eğer yanıt alınamazsa bir sonraki adette doz artırılabilir. Genellikle ilaç için önerilen kullanım süresi 6 aydır. Klomifen ile 6 aylık tedavi sonunda hastaların %50’sinde yumurtlama, %24’inde gebelik elde edebilmektedir. Kısırlık sebebinin sadece yumurtlama bozukluğu olduğu vakalarda klomifen ile birlikte zamanlı ilişki önerilir ancak hafif erkek faktörü olması durumunda ya da açıklanamayan infertilite durumunda tedaviye aşılamada eklenmelidir. Sıcak basması, meme hassasiyeti, bulantı, kusma gibi yan etkiler görülebilmektedir.

Letrozol
Meme kanseri tedavisinde kullanılan letrozol son yıllarda yumurtlama tedavileri için kullanılmaya başlanmıştır. Klomifene göre avantajı genelde tek folikül (yumurta) gelişir. Polikistik over sendromu olan hastalarda yumurtlamanın sağlanmasında birinci seçenek ilaç olması ile ilgili oldukça güçlü veriler elde edilmiştir. Klomifen de görülen rahim duvarında incelme etkisi letrozol de görülmemektedir.

İlaca adetin 3-5.günleri arasında başlanır ve 5 gün boyunca kullanılır. Letrozolün 2.5 mg lık dozları vardır. Takibi klomifen sitrata benzer şekilde yapılır. Yumurtlama takibi ya hastanede transvajinal ultrason ile yapılır yada hastalar kendileri ovulasyon testleri ile takip edebilir. Kısırlık sebebinin sadece yumurtlama bozukluğu olduğu vakalarda letrozol ile birlikte zamanlı ilişki önerilir ancak hafif erkek faktörü olması durumunda yada açıklanamayan infertilite durumunda tedaviye aşılamada eklenmelidir. Yan etkileri sıcak basması, sırt ağrısı, bacak krampları, yorgunluk ve bulantıdır.

Gonadotropinler
Klomifen ya da letrozol ile yumurtlama sağlanamayan veya yumurtlama olmasına rağmen gebelik oluşmayan kadınlarda iğne tedavisi ile yumurtlama uyarısı yapılır. İğne tedavisine adetin 2. ile 3. günlerinde düşük dozlar ile başlanır (37.5-75 IU). 5 günlük iğne kullanımından sonra ultrason ile folikül gelişimi olup olmadığı takip edilir. Folikül boyutlarına göre 2-3 gün aralıklarla takibe devam edilir. Polikistik over sendromu olan kadınlarda iğne tedavisinde aşılama gerekliliği olmamakla birlikte, gebe kalma ihtimalini bir miktar arttırmak için aşılama tedavisi de eklenebilir.

Gebelik Testi Nasıl Yapılır?

Gebelik testi, hamileliğin başlangıcı ile vücutta artmaya başlayan Beta-HCG hormonunun kanda veya idrardaki miktarının ölçülmesi ile gebeliği saptamaya yarayan testtir. Bu hormon genellikle gebelikle ilişkilendirilmiş olmasına karşın aslında bazı diğer hastalıklar nedeniyle de artabilen bir hormondur. Koldan alınan tek tüp kanla yapılan testin sonuçları genellikle aynı gün içerisinde alınabilir.

Kanda gebelik testi doğrudan kandaki Beta-HCG düzeyini ölçmesi nedeniyle daha güvenilirdir. Normal şartlarda hamile olmayan sağlıklı kadınlarda Beta-HCG hormonu düzeyi 0-10 mIU/mL aralığındadır. Gebeliğin başlangıcı ile birlikte bu hormonun düzeyi hızla artmaya başlar Gebelik şüphesi bulunan kişilerin birçoğunun ilk tercihi olan idrarda gebelik testleri, bir miktar idrarın kitin üzerine damlatılması ile gerçekleştirilir.

Test kiti, idrardaki Beta-HCG düzeyini ölçerek tek çizgi (negatif) veya çift çizgi (pozitif) şeklinde sonuç verir. İdrar testlerinin güvenilirlik oranı her ne kadar yüksek olsa da test kitleri bazen yanlış sonuç verebildiğinden kesin sonuç için kan testlerine başvurulmasında fayda vardır.

Ultrason Nedir?

Ultrason, insan kulağının anlayamayacağı nitelikte yüksek frekansa sahip olan bir tür ses titreşimidir. Ultrasonda; X ışınlarının verildiği röntgenin içerdiği zararlı ışınlar kullanılmadığı için ultrason neredeyse tüm rahatsızlıkların görüntülenmesinde rahatlıkla kullanılabilmektedir. Modern tıbbın vazgeçemediği görüntüleme yöntemlerinden olan ultrasonografi ile üreme organları, rahim ve yumurtalıkların yapısı değerlendirilir. Rahmin görünüşünde herhangi bir anomali (çift rahim, polip, rahim içinde yapışıklık, myom, rahim içinde perde gibi) yumurtalıkların yapısı, içerisinde kist bulunup bulunmadığı tüplerde herhangi bir genişleme(hidrosalpinks) olup olmadığı değerlendirilerek infertilite ile ilişkisi araştırılır.

Adetin 3-5. Günlerinde ultrasonografi ile over rezervi değerlendirmesi yapılır. Bu ultrasonografinin amacı kadınlarda özellikle yaşa bağlı olarak azalan yumurtalık kapasitesi değerlendirilmesidir. USG ile folliküllerin sayıca değerlendirilmesi olan antral folikül (2-5mm arasındaki çaplarda olan folikül) sayımı ve serum AMH düzeyi birlikte değerlendirilerek uygulanacak olan tedaviye ne oranda cevap vereceğiniz tahmin edilmektedir. Tedavide kullanılacak olan protokol ve ilaç dozları bu bilgiler doğrultusunda planlanır. Bu değerlendirme uygulanacak olan tedavinin seçiminde ve tedavinin başarı şansının belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Kanser Hastalarında Fertilite (Üreme) Koruyucu Yaklaşım

Kanser tedavilerindeki gelişmeler, çoğu insanın kanseri yenmesine olanak sağlamıştır. Buna karşın, kanser ve tedavilerin fertilite (üreme) üzerine olumsuz etkileri olmaktadır. Kanser tedavisi öncesinde, fertilitenin korunması bu kişilerin gelecekteki aile kurma hayallerini korumaktadır.

Kemoterapi, radyasyon ve cerrahi gibi kanser tedavileri kadınlarda erken menopoza veya yumurtalıklarda hasara neden olurken erkeklerde de sperm üretimini bozmaktadır.

Kadınlar doğduklarında 1-2 milyon civarında (ki bu sahip oldukları en fazla yumurta) yumurta ile doğarlar. Yumurtalar zaman içerisinde sürekli olarak kaybedilir ve ergenlik döneminde 400000 civarında yumurtaları kalır. Kemoterapi ilaçları ise kadının sahip oldukları bu yumurtaların daha da hızlı tükenmesine neden olmaktadır. Yumurta sayısının azalmasına bağlı olarak da erken menopoza neden olmaktadır.

Kanser hastalarında fertilite koruyucu yaklaşımlar

Kadınlarda fertilite koruyucu yaklaşımlar şunlardır:

  •  Yumurta dondurma
  •  Embriyo dondurma

Her iki yöntemde tüp bebek yöntemidir ve kanser tedavisi başlanmadan önce yapılması önerilir. Hastanın kemoterapi tedavisinin hemen başlanması gerektiği durumlarda, kemoterapiye ara verildiği dönemlerde fertilite koruyucu yaklaşımlar yapılabilir. 

Embriyo dondurma

Sadece evli çiftlere uygulanan bir yöntemdir. Kanser tedavisi nedeniyle kemoterapi/radyoterapi görecek kadınlarda tüp bebek için yumurtalıkların uyarılmasına adet döneminden bağımsız olarak hemen başlanabilir. Yumurtalıkların uyarılması için hormon iğnelerine başlanır, bu süreç genellikle 10-11 gün sürer. Klasik tüp bebek tedavisinde olduğu gibi yumurtalar belli bir büyüklüğe ulaştığında çatlatma iğnesi yapılmakta ve bu iğneden 34 ile 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılmaktadır. Olgun yumurtaların içine embriyologlar tarafından seçilen iyi kalitede spermler mikroskop altında yerleştirilir. Dölleme işlemi sonraki 5.günde embriyolar donduralarak saklanır. Kanser tedavinize yumurta toplama işleminden 1-2 gün sonra başlanabilir. Bu süreçler ortalama iki hafta sürmektedir. Kanser tedavisi bittikten ve hemato-onkolog’unuz izin verdikten sonra ve siz de anne olmaya hazırsanız, rahim içi hazırlanarak embriyo rahim içine yerleştirilmektedir.

Yumurta Dondurma

Bekar hastalarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir. Yumurta dondurma işlemi klasik tüp bebek uygulamasına benzer şekilde yapılır ve yumurta toplama işleminden sonra elde edilen olgun yumurtalar vitrifikasyon denilen hızlı bir dondurma yöntemi ile dondurularak saklanır. Adet döneminden bağımsız olarak hormon iğnelerine başlanır ve bu süreç genellikle 10-11 gün sürer. Yumurtalar belli bir büyüklüğe ulaşınca çatlatma iğnesi yapılır ve bu iğneden 34-36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır. Elde edilen olgun yumurtalar vitrifikasyon yöntemi ile dondurularak saklanır. Kanser tedavinize yumurta toplama işleminden 1-2 gün sonra başlanabilir.

Over doku dondurma gibi daha yeni tedaviler özellikle henüz ergenliğe girmemiş çocuklarda, oosit/embriyo dondurma gibi süreçler için bekleyecek zamanı olmayan ve hemen kemoterapi başlanması gereken kanser hastalarında düşünülecek fertilite koruyucu yaklaşımdır.

Gelecekte çocuk sahibi olabilme ihtimalinizi korumak için, kanser tedavisine başlamadan önce bir tüp bebek uzmanından danışmanlık almanız önerilir. 

Galeri